“Türkiye bu ‘yüksek koltuk’ metaforunu örneğin yargı mekanizması içinde onyıllardır yaşıyor. Bilindiği gibi bizde sadece hâkimler değil, savunma avukatı ile aynı düzlemi paylaşması gereken savcılar da yüksekte otururlar. Çünkü savcılar aslında ‘devlettir’… Savunma ise aslında ‘vatandaş’. Bu ülkede devlet bir ‘Ayalon’dur. Bizi alçakta oturtur, masaya da sadece kendi ‘bayrağını’ koyar. Makbul sayılmayan kimliklerin dışlanmasından öte, bu yaklaşım, bayrağın da topluma değil, devlete ait olduğunu gösterir. Devletin ‘millet’ söylemi aslında toplumun dolduruluşa getirilmesi ve alçak koltuğa razı kılınmasıdır. Nitekim ‘cumhuriyet’ denen rejim bizde ‘asimetrik koltuk düzeni’ anlamına gelir. Bürokrasi ve özellikle askeriye yüksek koltukta oturup, çatık kaşlarla aşağıdakileri gözler. Yerinden kalkma özgürlüğüne tahammül gösterilemez, çünkü bunun arkasının nasıl geleceği belli olmaz. Ama tedbir olarak irtifa farkını buna göre ayarlamak mümkündür. Örneğin mahkeme salonlarında vatandaş ayağa kalktığında bile ‘devlete’ bakmak için başını kaldırmak zorundadır.
Peki, yüksek koltukta oturanlar koltukların eşitlenme ihtimalini görünce ne yaparlar dersiniz? Belki önce biraz tehdit ve şantaj yolu seçilebilir ama sonrasında sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven der yürüyüp gidersiniz. Bu sanıldığı gibi siyasi bir operasyon değil, psikolojik bir ihtiyaçtır. Çünkü yükseğe alışmış olanlar için alçak koltukta oturmanın utancı ile başa çıkmak zordur. Onlar için ‘eşitlik’ ancak alçak koltuklar arasında geçerli olabilecek bir olgudur. Dolayısıyla da yüksektekileri de içine alan bir eşitlik fikrine tahammül edemeyen bir ‘cumhuriyet’ üretmişlerdir…
Bugün İsrail’in Ayalonuyla haklı olarak dalgamızı geçiyoruz. Bizimkilerle henüz geçemiyoruz, ama onun da zamanı gelecek.”
— Etyen Mahçupyan (17 Ocak 2010) “Şarlo’nun Hitleri”. Taraf: http://taraf.com.tr/makale/9555.htm